Motivasyon

Motivasyon en basit ifadeyle istektir. Bir şeyi yapmak istemeniz sizin motive olduğunuzu gösterir. Moralli yada moralsiz bu fark etmez ama istemenin gerçekçi olması gerekir. Yani hedefin peşinden olumsuzluklara rağmen koşmaya devam edecek kadar istekli olmak. Peki insanlar nasıl ve neye göre motive olurlar? Tabii isteklerine göre. İstekler nasıl belirlenir? Tabii herkes en iyisini ister. Peki en iyisi nasıl seçilir? En iyisi de toplumun verdiği değerlere göre seçilir. Bir toplum örneğin futbola değer veriyorsa herkeste futbola karşı bir istek oluşur. Futbolcular da sahaya motive olarak çıkarlar. Yani bilirler ki yapmak istedikleri iş yani hedef toplum tarafından değer verilen bir iştir. Bu onlara fazlasıyla yetecek bir motivasyon sebebi olduğu gibi aynı zamanda da moralsiz moralli fark etmez düzgün bir futbol maçı yapmaları için gereken bir temel durumdur.
Sonuç itibariyle motive olmanız yaptığınız işin kabul görmesine bağlıdır. İşlerde ortamlara göre kabul görürler. Mesela lise yıllarında popüler olan bir şeye çok ilgi duymuş olabilirsiniz. Dolayısıyla o zamanlar bu şeylere çok iyi motive olmanız normaldir. Dünyada bütün sanat ve benzeri motivasyon gerektiren işlere sürekli ilgi çekilmeye çalışılması bu yüzdendir. Sanat ve benzeri işlerde ürün veren insanlar takdir edilmedikleri yada olumlu olumsuz eleştirilmediklerini zaman motivasyon kaybına uğrarlar ve dolayısıyla daha iyi eserler üretemezler. Bir ülke sanatta veya bilimde ileri gitmek istiyorsa bu işlerle uğraşan insanlara gereken motivasyonu sağlayacak ilgiliyi göstermek zorundadır. Hatta köylünün şehrin şaşaalı ve lüks hayatından uzak taş toprak toz içerisinde insanın temel ihtiyaçlarından birisi olan gıda için sabah akşam zorluklarla çalışabilmesi için özellikle motive edilmesi gerekir. Örnekler değiştirilebilir ve çoğaltılabilir. Bazen motive olmanız için dış etkilere ihtiyacınız yoktur. Serbest seçimlik hareketler gibi kendi kendinizi sanki aynada değerlendiriyormuş gibi yönlendirebilirsiniz. Motivasyonun devamlılık şartı ilgi göstermek ve değerlendirmektir. Övgü, kuru laf kalabalığı falan değildir. Amiyane tabirle herkes yaptığı şeylerden dolayı takdir edilmenin uzağında, vazifesini yerine getiren birisi olarak adam yerine koyulmayı ister. O zaman iyi şeyler yaşamak ve görmek istiyorsanız çevrenizde iyi şeyler yapan yada vazifesini yapan insanları ve hatta hayvanları adam yerine koyun. Daha isabetlisi toplumun belli konularda ileri gitmesini gelişmesini istiyorsanız insanların o konulara değer vermesini sağlayın. Zaten toplumların düzelmesinde eğitimin önemi buradan gelmektedir. Yani insanlar eğitimle bir anda uzaya uydu gönderir hale gelemez. Ama toplumun algısı uzaya uydu göndermeye gereken önemi verirse o uydu o uzaya gider kardeşim. Birileri uzaya uydu gönderirken köylü kendisini cahil yada alçak yada vasıfsız gibi hissederse uydu değil milyarlarca para ve iş gücü uzaya gider. Demek ki eğitim insanların eline, cebine, sırtına bilgi yüklemek için değil beyninin karar veren yerlerine gerekli katsayıları koymak için yapılmalı. Eğitimsiz bir toplum dış kaynaklı hedeflere istekli olur ve kalkınmasını engelleyecek şeylerde motive olur. Son olarak şöyle ilginç bir şeyi şimdi fark ettim. Bazı kişisel gelişim başlığı altında incelenen konular tamamen toplum temelli. Yani kişisel değil toplumsal. Ee diyecek belki bazılarınız zaten dünyanın bu berbat düzenini kuran ve bundan faydalanan insanlar kişisel gelişim adı altında kendilerine amele yetiştiriyorlar yani kendi değer katsayılarını öğretiyorlar ki düzenleri devam edebilsin… Çok önce yazdığım Kızılderililerle ilgili bir yazıda olduğu gibi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir